Bir elindeki arşe benzeri bir alet ile iki ucundan döner başlıklara takılmış ince/uzun/yuvarlak hatlı ahşabı çeviriyor, kendi ekseninde fır dönmekte olan bu ahşap materyale diğer elindeki keskin uçlu alet ile kaygan yüzey veriyor, zanaat ötesinde sanat bu…
Kendi deyimiyle “eski kültür torna” bütünleştiği alet.
İnsan ile aletin “bütün” halinde olması tam da işçinin işe “yabancılaşmaması” faydasını doğuruyor…
Üretim ilişkilerinin emekçi lehine en demokratik halidir bu.
Emeğin değerinin bizatihi emekçisi tarafından kavranılması halinde…
Sömürü alanı olabildiğince daralır.
“Eski kültür torna” ne zamanki yerini “modern kültür torna” (diyelim günümüzdekilere) makinelerine bıraktı…
İşte o gün “tornacılık” bitti.
İnsan emeği üretimin asli bir bileşeni olmaktan çıktı…
Tali bir aparat halini aldı.
Ne emeğinin ederini bildi emekçi…
Ne de emeğin kadrini bildi tüketici.
Tamam “kitlesel” üretim lazım günümüz toplumsal üstyapısına…
İşine “yabancılaşmış” emekçi ve eder olarak piyasanın dibine batırılmış emek ile hakkaniyetli bir toplumsal yaşam nasıl kurulur/olur.
Makinelerin tahakkümünden kaçabilmenin olanaksız bir “medeniyet” günümüzdeki ve ilerideki, makineler “beden gücü” olarak toplumsal yaşamın bileşeni iken günümüze kadar peyderpey, bugün itibarı ile “zeka” olarak da varlar…
Direksiyona geçiyorlar.
İnsan külliyen “yabancılaşacak”…
Bu kez sadece işine deği; dünyaya da.
Musallarlı Hasan Karaosmanoğlu’nu görüyorsunuz “eski kültür torna” tezgahında iş yaparken…
“Oklava, beşik, merdiven korkuluğu…”.
“Daday İskemlesi”…
“İpli Sandalye”.
Daday İskemlesi “coğrafi işaret tescili” aldı mı?…
Alsın mı?
Hazır yeri gelmişken sorayım…
“Kastamonu Kemanesi” coğrafi işaret tescili alsın mı?
Kastamonu Kemanesi’nin tüm yapı malzemesi Kastamonu’dan…
İmar olarak diğer kemane türlerinden farklı.
Kastamonu Kemanesi’nden haberdar mıyız?…
Bihaberiz.
Musallarlı Hasan Karaosmanoğlu’na dönersek…
“Dört tarafı sanat” bir emekçi.
Zanaatı sanat eyleyenlerden o…
“Emeğin Sanatkarı”.
(Hasan Karaosmanoğlu ilimizin sayılı “budama” ustalarından “ayrıca”…
Sayıları iki elin parmağını bulmaz emin olun.
Ha bir de illaki “iş ahlakı” kısmı var…
Her budayıcıya ağaç emanet edilmez.
Eldeki budama bıçağı ağaca kan da verir…
Kanını da akıtır.
“Odun” olarak görürse muhatabını budayıcı…
Soykırıma uğratır bahçeyi.
Şehir merkezindeki bir bahçedeydi önceki gün Hasan Karaosmanoğlu…
Elmalar, erikler, güller.
Şehir bahçelerini feodalist liberal şehirciliğe kurban vermiş Kastamonu şehrinde bahçe mi kaldı?…
Nerede “Gül Bahçesi”?
Bahçeleri yok ettikçe…
Şehir “köyleşti”.
Körleştik…
Sağırlaştık.
Elleri ve bacakları olmayan bir gövdedir Kastamonu şehri…
Kalbi atmayan.
“Şehir bahçeleri” diye bir derdi var mı günümüz idareci elitinin?…
Elbette yok.
“Yasal” imar…
“Vicdani” değil ama.
“Vahşi şehircilik” mutluluk getirir mi insana?…
(U)mutsuzluk yerleşkesi.)
Not: Ankara…
Cebeci.
Ne diye çiçek açtın a ağaç?…
Fırtına kopacağını, kar yağacağını, don vuracağını hiç mi akıl etmedin?
Her Mart sonunda başına gelen hazin hali nasıl unuttun?…
Gönlüne laf mı geçiremezsin?
Sevmiyor artık iklim dahi…
Mutluluk emaresi taşıyan ağacı.
Not 2: Her Çarşamba şehirlerarası otobüs ile dönerken gurbetten sılaya…
Komşu bir ilin akademisyenleri ile çeyrek dolu oluyor vesait.
Üniversitenin ilinde ikamet etmiyorlar besbelli…
“Misafir akademisyen”!
Her ilde üniversite…
İl dışında akademisyen.
“Üniversite şehri” filan…
Kendisini kandıran “küçük deste” Anadolu şehirleri.