İlimizdeki ilk leylek köy nerede olsun?
Ben doğayı, yaban hayatını izlemeyi ve de fotoğraflamayı çok severim. Fotoğrafçılığın en keyifli aynı zamanda da en zor alanlarından biri de kuş fotoğrafçılığıdır.
Doğada kuş fotoğrafı çekmek için çok güçlü lensler, iyi makineler, sağlıklı bir vücut, iyi bir maddiyat, sabır, bilgi, kısaca çok şey gerekiyor.
Ben gibi gariban fotocular için uzak bir alan. Kuşçularla rekabet şansımız yoktur. Bunun tek istisnası leyleklerdir.
Bu kocaman zarif kuşlar, insandan korkmaz, üstelik uzaklara, dağa bayıra gitmeye, kamuflaj giyip çadır içinde saatlerce beklemeye gerek yoktur. Sokağın hemen başında bir direğin üstünde karşınıza çıkıverir. Eldeki uygun olmayan lenslerle de gayet güzel fotolar çekilebilir.
Doğa fotoğrafçısı Alper Tüydeş’i epeydir takip ederim. Ülkemizde oldukça tanınan çok başarılı bir doğa fotoğrafçısıdır. Uluabat gölünde Âdem Amca ile “yaren” ismi verilen leyleğin fotolarını, hikâyesini kamuoyu ile paylaştığı zaman tüm ülkenin gündemine oturdu. Hakkında birçok haber, belgesel film yapıldı. Şimdi o göl turist akınına uğruyor. Tek bir kare fotoğraf, bir sıcak insan hikâyesi, bir beldenin görünümünü değiştirdi.
Leylek deyince bizim de bir öykümüz vardı. Adı yaren değildi sonu güzel bitmedi ama herkes bu kadar şanslı olamıyor tabi.
Gelelim öykümüze,
23 Temmuz 2012 sıcak bir gün ve ben salı pazarında 6 ayda bir ancak uğradığım berberim Metin Kırkbeşoğlu’nun koltuğundaydım.
Herkes bilir ki berberler, her konuda memleketin nabzını tutar her şeyden mutlaka herkesten önce haberdar olan ve bu ülkenin en güvenilir kamuoyu yoklama sonuçlarını verenlerdir.
Koltukta oturup o beni, ben de onu “traş!” ederken birden kulağıma tanıdık sesler geldi. Leylek takırdamasına aşinayım.
Yukarılara baktım ve onu ilk kez gördüm.
Metin ustayla sahbetin konusu değişti, leyleklere geldi, ben dükkanı bile leylek yuvasının karşısında diye tarif ediyorum şefim o bizim bahar sevincimizdir dedi..
O tarihte bir yazı kaleme aldım.
Salı pazarında kavak ağacındaki yazlık villa…
Salı pazarının hemen arka sokağında yolun ortasında bir adacıkta tek kalmış bir kavak ağacı var.
Yolun ortasında kalmasına rağmen her nasılsa kesilmekten kurtulmuş. Kavak ağacının en üstünde tabiri caizse bir villa gibi yuva kondurulmuş bu kadar beton yapıya inat.
Villanın sahipleri olan leylek ailesi, burayı sadece baharın ve yazları kullanıyorlar. Bahar başlangıcında gelip, güzün güneye gidiyorlar.
Dört kişilik tam bir çekirdek aileden oluşan leylek ailemizde baba ve anne devamlı yuvaya bir şeyler taşıyorlar.
Yavrular artık kocaman olmuşlar bir türlü doymak bilmiyor olacaklar ki ha bire takırdayıp duruyorlar.
Salıpazarı mevkiinde apartmanların arasına sıkışıp kalan tek bir kavak ağacı var.
Üstünde de bir yuva.
Yuvada ise 4 leylek.
Yeşil alan olarak tek kalan bu ağacı korumak öncelikle bu mahallenin sonrasında da başta belediye olmak üzere hepimizin boynunun borcu diye düşünüyorum.
11 Yıl sonra yine aynı yerdeyiz… Bizim leyleğimizin izin adı yoktu.
Tarih 26 Mart 2025, ben yine salı pazarında berberim Metin Kırkbeşoğlunun dükkânındayım. Müşteriler sırada bekliyor, Metin ustamın eli hızlı ama yine de yetişemiyor. Malum ramazan bayram arefesi sadece randevu ile çalışıyor.
Kısa bir mola sırasında Metin ustamla iki dakika konuşma fırsatı buluyorum.
-Yaren’i bilir misin, hani Âdem amcamızın ve tüm memleketin merakla beklediği adına filmler yapılan yaren leyleği.
-Kim bilmez ki günlerce geldi, gelmedi diye hepimiz sosyal medyadan takip ettik. Şefim bu kavak ağacı bizim sandalımızdı, leylek de bizim yarenimizdi. Baharda tüm mahalle ve esnafların gözü onda olurdu. Her sabah dükkânı açarken bir yandan da yuvaya bakardık gelmiş mi diye.
O gelince bilirdik ki baharı da yanında getirmiştir. Burası betondan binalar arasındaki yeşil bir vahaydı. Sabah erken saatlerde takırdamalarını dinlerdik, yuvadan uçup yiyecek aramaya gitmelerini izler, getirdiklerine bakardık, bakalım bugün ne bulmuş diye.
Yavruları olurdu ve biz onları iyice büyümeden göremezdik, ne vakit yuva içinde küçük siyah gagalar görürdük, o zaman bilirdik bu sene kaç yavru yaptığını.
Burada 2010 yılından bu yana aynı yerdeyim. Bu kavak ağacını, yuvayı, içindeki leyleği artık bizden biri olarak görecek kadar benimsemiştik.
Leyleklerin gagasının ayarı yok, her sene yuvayı genişlettiler, büyüttüler, kocaman bir şey oldu.
Bir kış günüydü ve fırtına vardı. Kavak ağacının narin dalları yuvayı taşıyamadı. Kocaman yuva olduğu gibi yere düştü.
Belediye geldi kavak ağacını budadı, yuva olarak bir platform çakıldı. Leylek geldiğinde buraya yeni evini yapsın diye.
Leyleğimiz bahar başında yine geldi, önce bir dolandı sonra en yakındaki çatıya kondu. Baktı yuva yerinde yok. Konulan şeyi de pek gözü tutmadı sanırım. Yine de birkaç gün gelip gitti ama ağaca hiç konmadı.
Sonra kayboldu.
Bir daha görmedik.
Senin anlayacağın bizim yarenimiz geldi ama yuvasını bulamayınca buraları terk edip gitti.
…
Salı pazarının ortasındaki minik adada kavak ağacı yine var ama artık üstünde yaşayan leylek ailesi yok.
insan merak ediyor niye beğenmedi diye, leylek alemine bir bakalım bu hayvanlar neyin nesiymiş.
Mevlana’ya göre leylek, kuşların şeyhidir.
“Leylek (Ciconiaciconia), kendi adıyla anılan Leylekgiller (Ciconiidae) ailesi içerisinde yer almaktadır. Bu aile büyük, geniş kanatlı, sulakalan çevresinde ve karada yaşayan kuşlardan oluşmaktadır. Ülkemizde 2 tür leylek yaşamaktadır: Leylek ve Kara Leylek (Ciconianigra)”
Birçok kültürde insanlar Leyleklere, farklı ve güzel anlamlar yüklemişlerdir. Örneğin, Eski Çin’de yuvalarına sadakatlerinden dolayı uzun yaşamın simgesi sayılırlardı.
Arap kültüründe, göç ederken Mekke’yi geçen leylekler, hayatları boyunca hacca gidememiş kişilerin ruhunu yansıtırlar ve bu kişilerin öldükten sonra her yıl leylek olarak kutsal yerlerden geri döndüklerine inanılır. Hacı leylek tabiri bundan gelir.
Eski Mısır’da leylek doğruluk, iyilik, saflık, adalet ve sadakati simgeler.
Hıristiyanlar, leyleğin onlara kaderlerinden mesaj getirdiğine inanırlardı. Evlenmek isteyen bir genç kız leyleği havada görürse dileğinin hemen kabul olacağına, tek başına bir erkek leyleği havada gördüğünde ise evlenmesi için bir yıl bekleyeceğine inanırdı.
Leyleklerin bebek getirdiğine ilişkin inanışların 1800’lü yılların ortalarında Kuzey Avrupa’da ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bir Alman söylencesine göre leylekler bebek ruhlarını pınarlardan, kuyulardan toplayıp, getirirlerdi.
İlk doğa koruma derneği leylekler için yapılmış…
“Leylek kelimesi dilimize Farsça ve Arapça’da da kullanılan ve çıkardığı sesi yansıtan “‘legleg” ya da “leklek”’ kelimesinden gelmektedir.
Eski zamanlarda, Bursa’da Haffaflar (Ayakkabıcılar) Çarşısı’nın ortasındaki meydanda sakat bazı hayvanlar (kanadı ve bacağı kırık leylekler, kargalar, kör veya sağır baykuşlar) halk tarafından beslenirdi.
Ünlü şair ve yazar Ahmet Haşim, “Frankfurt Seyahatnamesi” adlı eserinde “Osmanlı döneminde Bursa’da Haffaf "ayakkabıcı" esnafının aylıkla tuttuğu belki yüz yaşında, baktığı sakat leylekler kadar aciz bir ihtiyarın sadaka parasıyla hergün işkembe alıp, temizleyip, parçalayarak, bakıma muhtaç kuşlara dağıttığını” yazmaktadır.
Ayrıca yine Bursa’da Vakf-ı Gureba-ı Laklakan adında yaşlı ve sakat leyleklerin göç sırasında ve tüm yıl boyunca da bakıldığı Garip Leylekler Vakfı bulunmaktaydı.
Bu dönemde dünyanın hemen hiçbir yerinde doğanın korunması veya kuşlar ile ilgili bir örgüt olmamasına rağmen Anadolu’da böyle bir kuruluşun olması çok önemlidir.”
…
Leylek köyler turizmde oldukça ilgi çekiyor…
Leylekler her zaman her yerde ilgi çekiyor. Avrupa’da bu konuda özel çalışmalar yapılıyor. Bizim de en ünlü leyleğimiz “ Yaren”i görmeye gelenler ayrı bir turizm alanı oluşturmuş.
“Her yıl Afrika kıtasından göçle gelen leyleklere ev sahipliği yapmasından dolayı "leylek köyü" olarak anılan Bursa'nın Karacabey ilçesine bağlı Eskikaraağaç Mahallesi'ni bu sezon binlerce kişi ziyaret etti.”
Bizim bir yarenimiz , onun kadar ünlü leyleğimiz yok ama Tosya ortalıca’da harika bir köyümüz var. Leylek köy olarak düzenlenip turizme bile açılabilir.
Avrupa’da örnekleri var. Üstelik her çatıda zaten bir yuva var. Bir şey yapmaya gerek yok. Leylekleri rahatsız etmeden onlarla yaşamanın bir yolunu bulmak, hepsi bu.
Tosya Ortalıca köyü bu konuda ülkemizin örnek leylek köyünden biri olabilir. Bozulmamış doğası, kültürü ve geleneksel mimariyle yapılmış evleri ve hepsinin üstünde yer alan leylek yuvalarıyla bizim ilimizin en güzel yerlerinden biridir.
Bence leylek köye en güzel adaydır.
Ne dersiniz?
Cebrail Keleş/Balıkçı Şef
25 Mart 2025- Kastamonu